VoleybolunAdresi.com

Engin Aksöz, “Kadın voleybolunda son zirve: Tokyo 2020”

Filenin Sultanları, CEV Tokyo Olimpiyat Oyunları Avrupa Kıta Elemeleri‘nin finalinde Almanya‘yı 3-0 yenerek tarihinde ikinci kez olimpiyat vizesi aldı. (İlki 2012 Londra Olimpiyatları)

Grubun ilk maçına Almanya‘ya 3-1 yenilerek kötü bir başlangıç yapan kadın voleybolcularımızın rövanşı net bir skorla kazanması da ayrı bir başarı öyküsüydü kuşkusuz.

Nedir bu başarının sırrı?

Sadece kulüpler düzeyinde değil, milli takımlar seviyesinde de dünyanın en elit ülkeleri arasında sayılırız, bileğimizi zor büküyorlar.

xxx

Kadın voleybolumuzun son yıllarda kat ettiği mesafe tesadüflerin değil disiplinli, planlı programlı çalışmanın bir sonucu.

Federasyonlar böyle büyük başarılarda hemen ön plana çıkarak, yapılan her şeyi sahiplenme iş güdüsüyle rol çalmaya bakar!

Bir istisna olarak Voleybol Federasyonu‘nun diğerlerinden farklı olarak Türkiye’nin en organize en üretken spor teşkilatı olduğu gerçeğine kimse dudak bükmemeli, istatistiki performans zaten bunu gösteriyor.

Bireysel reklamını bir kenara bırakıp, salt bu spora katkıda bulunma ilkesiyle sadece işine odaklanan bir başkanla, ona yakın kalibredeki yönetim kurulu üyelerinin başta tesis olmak üzere, altyapı organizasyonlarıyla bu sporu Türkiye’nin en ücra köşelerine yaymaları sonucunda voleybolumuz erkeği, kadını, genci, yıldızı, küçüğüyle Avrupa ve Dünya şampiyonalarında ses getiren başarıların sahibi konumunda, imrenen olduğu gibi, kıskananların sayısı da hiç az değil!

An itibarıyla ‘Türkiye’de spor’ denilince dışarıda filedeki performansımız konuşulup, beğeniliyor; yarattığımız bu ayrıcalıkla lider ülkelerden birisi konumuna geldik.

Filenin patronu Mehmet Akif Üstündağ‘ı sadece kazanılan anlamı büyük zaferlerin kutlamasında görürsünüz ya da bunları spor kamuoyuyla paylaşırken, sonra köşesine çekilip çalışmaya devam eder…

Voleybolun özellikle kadınlarda en popüler branş haline gelmesinde; devlet baba eliyle önemli merkezlerde peş peşe hizmete açılan salt bu sporun kullanımına tahsis edilmiş salonların yanı sıra; büyükşehir belediyelerinin öncelikli branş olarak gündemlerine almasının katkısı yadsınamaz.

Kendimizden bir örnek verecek olursak; Bursa’da kış ve yaz okullarının en gözde ve tercih edilen sporu; kızlar düzeyinde voleybol bir numaradır.

Çok sayıda okul salonuyla, belediye tesislerinde eğitimli antrenörlerin denetiminde voleybolun alfabesini ilk günden öğrenmeye başlayan yeni nesil kuşak; ‘çalışma artı yetenek iş birliğiyle’ bu spordan büyük paralar kazanacağını da çok iyi öğrenmiş durumda.

Manşet alır, smaç vurur, blok tutarken neredeyse hepsinin bilinçaltında ‘Ben ileride bir Hande Baladın, Ebrar Karakurt, Meryem Boz ya da Naz Aydemir Akyol olacağım’ dürtüsü yatıyor…

Aşırı heveslenmelerle, yoğunlaşan ilginin itici gücü, Eczacıbaşı, Vakıfbank gibi kurum takımlarına transfer gerçekleştirince karizma yaparak vitrine çıkmanın yanı sıra, iyi paralar kazanmanın dayanılmaz cazibesi oluyor…

Tabii bunların hepsi birer yönlendirici faktör.

Z kuşağının bu spora adeta doğuştan yetenekli olması ise hepsinin önünde gidiyor…

 xxx

İki önemli özel sektör kuruluşu Vakıfbank’la, Eczacıbaşı VitrA’nın voleybolu ana branş seçerek yatırımlarını buraya kanalize etmeleri bugün tek başına kadın voleybolunun sıçrama tahtası olarak öngörülmemeli.

İki kulüp aynı zamanda altyapıya da büyük önem vererek, Anadolu’dan taradıkları yetenekli isimleri kadrolarına dahil ederek, onlara ciddi anlamda eğitim hizmeti de sunuyorlar.

Bunun yansıması olarak da Fenerbahçe, Galatasaray‘la belediye orijinli kulüplerin bu akımın peşine takıldıkları bugünün gerçeği.

Kendi kategorisindeki idmanların yanı sıra, dünyanın en elit kadın voleybolcularıyla zaman zaman birlikte olmak, A Takımı’yla hocalarını onların gözünde birer çekim merkezi haline getiriyor.

Yine örneklemek gerekirse; Vakıfbank’ta Giovanni Guidetti‘nin altyapıdan gözünü kestirdiği oyuncuları A Takım’la birlikte çalıştırarak özendirdiğini biliyoruz.

Aynı şekilde Eczacıbaşı VitrA’da da Brezilyalı antrenör Marco Aurelio Motta‘nın gözünde gençlerin ayrı bir değeri var; onları oynatabilme adına her fırsatı değerlendirme çabasında.

Kariyerleri tartışılmayan iki değerli voleybol antrenörü yıllardır Türkiye‘deler.

Hele hele İtalyan Antrenör Guidetti Vakıfbank’ta 10 yılı devirmek üzere ve artık bizden birisi gibi oldu.

Türkçeyi yarım yamalak konuşabilse de pizzadan çok dönerimizle köfteyi seviyor!

Eşi de Türk ve aktif voleybol yaşamı devam etmekte (Bahar Toksoy Guidetti)

Kulüplerimizin yabancı hocalarda yakaladığı istikrarı fırsata dönüştürmek isteyen federasyonda 2017 itibarıyla Sultanlar’ı Guidetti’ye emanet ederek son derece akılcı bir hamle yaptı.

Tokyo 2020 vizesi alan milli takımdan Cansu Özbay, Ebrar Karakurt, Zehra Güneş, Guidetti’nin Vakıfbank’ından. Hepsi de İtalyan hocanın altyapıda keşfedip, ardından A kadrosuna çıkartarak değerlendirdiği isimler.

Bir arada oynayıp, birbirini iyi tanımanın getirdiği avantajı; dakika verilince icraata dökmedeki başarılarına Hollanda ayağında açık seçik görmüş olduk.

Yine Eczacıbaşı VitrA orijinli smaçör Hande Baladın’la, libero Simge Aköz Tokyo vizesinin alınmasına son derecede önemli katkılarda bulundu.

Özetlemek gerekirse; iki özel sektör takımının altyapı jenerasyonundan gelen oyuncularıyla, Fenerbahçe OPET’li Eda Erdem Dündar ve pasör Naz Aydemir Akyol‘un müthiş bir uyum ve birliktelik içinde oynamaları sonucu Tokyo 2020 vizesini cebimize koymuş olduk.

Eda Erdem’le Naz Aydemir yaş itibarıyla gençler için birer idol gibi. İkisini bir kenara bırakırsak; kadronun diğer oynayanlarıyla, şans bulamayanlar altyapının tozunu yutanlardan.

Bu küçük ayrıntı, bana sorarsanız kadın voleybolunda neden başarılı olduğumuzun en güzel göstergesi olarak kabul edilmeli.

Kadronun genciyle, tecrübelisiyle son derece uyum içinde organize olmasını da kendi becerileri kadar, onları kenardan yönlendiren Guidetti’nin olağanüstü coaching’ine sayılmalı.

Finali ve seti getiren son sayıdan sonra elindeki tableti fırlatıp, kendini parkeye atarak müthiş bir reaksiyon gösteren İtalyan hocaya bir yabancı gözüyle bakabilmek mümkün mü sizce de?

Bir Türk’ten de öte, sevinci, üzüntüsü, duygularıyla bizden çok daha birisi…

İdman saatlerine, pasör Naz Aydemir Akyol‘un çocuğunun beslenme pozisyonuna göre ayar çeken bir takımın başarılı olamaması zaten söz konusu olamazdı.

Oynadılar, hak ettiler, kazandılar.

Hepsinin tek tek alınlarından öpüyorum…

xxx

En çok kimleri mi beğendim?

Sıra dışı bir pasör olmasının yanı sıra, olağanüstü saha içi organizatörlüğüyle takımın liderliğini dört dörtlük yapan Naz Aydemir Akyol‘u,

Pasör arkasından dolanıp, 4 numaradan yaptığı tek ayaküstü smaçlarıyla rakip blokları çaresiz bırakan efsane kaptan Eda Erdem Dündar‘ı,

4 numaradan Eczacıbaşı‘ndan takım arkadaşı Tijana Boskojic klasında kurtarılması zor hücumlar yapan Hande Baladın‘ı,

Oyuna kazandırılması zor en sert servisleri küçücük gövdesine sığan elleriyle yumuşattıktan sonra pasörümüze kazandıran libero Simge Aköz‘le, Polonya maçında pasör çaprazından ürettiği 35 sayıyla kariyer patlaması yapan (Aynı zamanda da Çin efsanesi Zhu Ting‘e göndermede bulunan) Meryem Boz‘u şeref kürsümün basamaklarına yerleştiriyorum…

Smaçlarınızla, bloklarınıza sağlık Sultanlar; Tokyo’da da aynısını bekliyoruz!..,
Engin Aksöz / Bursa


Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir